Türk Denizci Kıyafet ve Unvanları

(1390-1923)

Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde, Ordunun düzenli ve

belirli bir kıyafeti bulunmamıştır. İlk olarak, Orhan

Gazi  (1326-1360) döneminde “Yaya” ismi ile daimi bir

piyade kuvvetinin yanı sıra “Müsellem” adı ile ulufeli yani

maaşlı bir süvari teşkilatı kurulmuş ise de, giysileri

hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Sultan I.Murad (1360-1389) döneminden itibaren ise

Yeniçeri Ocağı'nın kurulması ile orduda her sınıfın

kıyafeti ayrılmış, her sınıf için ayrı ayrı serpuş ve elbiseler belirlenmiştir. Osmanlı Kara

Kuvvetlerine askeri üniforma, ilk önce bir çeşit başlık anlamına gelen “Serpuş” ile

girmiştir. Daimi bir kuvvet niteliğinde olan Kapıkulu askerleri için üniforma tasarlanmış,

Eyalet askerlerine ise sadece serpuş giydirilmiştir. Sultan Yıldırım Bayezid 

(1389-1402) dönemine kadar üniformanın ana parçası, başa giyilen başlık (Börk,

külah, üsküf vb.) olmuştur.

XVIII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Ordusu'nda gerek vezirler gerekse de üst

rütbeli subaylar için üniforma entari, kaftan ve en üstte bir cüppeden meydana

gelmiş, kaftanın üzerinden bele kuşak sarılmış, altta ise “Çakşır” adı verilen bir

cins şalvar bulunmuştur.

Küçük rütbeli subaylar ise benzer kıyafetleri cüppesiz olarak giymişler, ancak

bele sarılan bu kuşaklar ve içinde taşınan silahların cinsi, boyu ve süslemeleri

sınıf ve rütbeye göre değişmiştir. Rütbeleri, subayların başlarına giydikleri

başlık, üzerine sardıkları sarık ve giydikleri elbiselerin şekil ve renkleri belirlemiştir.

Yıldırım Bayezid (1389-1402) döneminde, 1390 yılında Gelibolu Tersanesi'nin

inşası ile bir kısım kara azabı Donanma hizmetine alınmıştır. Bu askerler öncü bir

rol oynamış ve ilk deniz askeri sınıfını teşkil etmişlerdir. Böylece ilk resmi

deniz kıyafeti ortaya çıkmış, deniz azapları da yeniçeri askerleri gibi

başlarına serpuş olarak bir nevi başlık anlamına gelen börk  giymişlerdir.

XV. ve XVI. yüzyılda Çektiri (Kadırga) döneminde de denizci  kıyafetlerinde

disiplin ve yeknesaklık sağlanamamıştır. Kalyonlar ile başlayan yelkenli

gemiler döneminde gemi personeli genellikle başına şal sarmıştır. Sultan II.

Mahmud, 1811 yılında kalyonculardan başkalarının başlarına şal sarmasını

yasaklamış ve şal sadece Bahriye'ye ait bir serpuş olarak kullanılmıştır.

Sultan II.Mahmud dönemine kadar eski denizcilerin hemen hepsi, Cezayir biçimi

denilen gömlek, şalvar ve kırmızı şal kuşaktan oluşan elbiseler giymiş,

bellerinde çatal pala veya yatağan bıçaklar taşımışlardır.

Devletin büyümesine paralel olarak asker mevcudunda görülen artış, gerek

bir takım rütbeleri, gerekse de bu rütbeleri ayıracak kıyafetleri zorunlu hale

getirmiştir. Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde Bahriye askerlerinin tıpkı

Avrupa'daki gibi setre (ceket)  ve pantolon giymesi bir düzene bağlanmıştır.

Bu önemli gelişme, Osmanlı Devleti'nde rütbe geleneğinin başlaması ile paralellik

arz etmektedir.  

Gerek Sultan III. Selim (1789-1807)'in, gerekse Sultan II.Mahmud (1808-1839)'un

ıslahat hareketleri çerçevesinde askeri kıyafetlere ve bunun doğal yansıması

olarak Bahriye kıyafetlerine yeni bir şekil verme gayretleri göze çarpmaktadır.

Bu düzenlemeler daha sonraki dönemlerde değişmiş olsa da önemli bir başlangıç

noktası oluşturmuştur.

Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) döneminin sonuna kadar padişah iradeleri ve Bahriye

Nezareti tarafından zaman zaman çıkarılan emirler ile düzenlenen kıyafet mevzuatı,

ilk kez 23 Temmuz 1908 tarihinde II.Meşrutiyet'in ilanından sonra 1909 yılında İngiliz

Bahriyesi Kıyafet yönetmeliği esas alınarak düzenlenmiştir. Osmanlı Bahriyesi'nde

ilk deniz askeri kıyafet nizamnamesi, 09 Haziran 1325 (22 Haziran 1909) tarihinde

“Bahriye-i Şahane Zabitanının Elbise-i Resmiyesi hakkında Nizamname (Padişah

Deniz Kuvvetlerinin Subay Resmi Elbiselerine ilişkin Tüzük)" adı ile çıkarılmıştır.

Ancak, bu tarihten sonra, kıyafetteki her değişiklik bir Hükümet kararına dayandırılmıştır.

Cumhuriyet dönemi öncesi Türk Bahriyesinin kılık kıyafet açısından tarihi süreç

içerisinde geçirdiği evrimleri hiyerarşik sıra  içerisinde aşağıda verilmiştir.

Kaptan-ı Derya (Kaptan Paşa)

Osmanlı Bahriyesinin hem idari hem de denizdeki komutanlarına önceleri

“Derya Beyi” denilmiştir. Osmanlı deniz teşkilatının temellerinin atıldığı Yıldırım 

Bayezid (1389-1402) döneminden itibaren, Gelibolu Sancak Beyi, aynı zamanda

“Derya Beyi” unvanı ile bugünkü anlamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütmüştür.

Bu makam sahipleri kendilerine verilen sancak ve eyalet

gelirleri ile gemiler inşa ettirmiş, donatmış, personelin iaşe ve

harçlıklarını karşılamış, seferde de donanmayı sevk ve idare

etmiştir. Önceleri Derya Beyi adı ile anılan bu makam,

Osmanlı Bahriye teşkilatının büy

ümesi ile XVI.yüzyıldan itibaren Kapudan-ı Derya (Derya Kaptanı) adını almıştır.

Osmanlı Bahriyesi'nin en büyük amiri ve donanmanın

başkumandanı olan Kaptan Paşalar, devlet protokolüne

göre resmi günlerde ve törenlerde başlarına yalnız sağ tarafı

sırma şerit ile süslü “Kallavi” giymişlerdir.

Üzerlerine yeşil atlas üzerine  samur kaplı dört parça kürklü kaftan,

bunun altına krem renkli çubuklu ipek kumaştan entari, entarinin

altına da koyu fes rengi bir şalvar giymişlerdir. Ayaklarında 

ise sarı deriden ucu kalkık ”Yemeni” adı verilen ayakkabı bulunmuştur. 

Kaptan Paşanın kaftan içindeki kuşağından dışarıya doğru değerli

mücevheratla süslü bir hançer çıkmıştır.

DONANMA ÜMERASI (ÜSTSUBAYLAR)

Osmanlı Donanmasında kalyonların henüz ön plâna geçmediği XV. ve XVI.

yüzyıllarda Kadırga döneminde, devlete ait gemileri yöneten bugünkü anlamda

Tuğamiral rütbesinde olan gemi kaptanlarına “Hassa Reisi” veya “Kaptan”

adı verilmiştir. XVII. yüzyıla kadar donanma ümerası bu isimle anılmıştır.

Kalyon dönemine geçildiği 1682 yılından itibaren ise, Sultan IV. Mehmet

döneminde (1648-1687) Kaptan Paşadan sonra gelen büyük amiraller

için önem sırasına göre, Reis yerine Kapudâne, Patrona ve Riyâle gibi unvanlar,

diğer kalyon ve gemi komutanları için ise “Kaptan” adı kullanılmıştır.

 

Kadırga Kaptanı (Reis)

XVIII. yüzyılda Kadırga Kaptanı, etrafı ve kol altları sırma şeritli, “Fermene” adlı

işlemeli cepkeni giymiştir. Cepkenin içinde menekşe pembesi ve önü 18 sarı düğmeli

bir gömlek bulunmuştur.

Gömleğin üzerine ise fıstık renginde kolları ve yakası sarı sırma işlemeli bir yelek

giyilmiştir. Yeleğin kolları uzun olduğu gibi, içi de ipek astarlı olup, bu

astar kol kapaklarından dışarı fırlamıştır. Koyu mavi şal kumaştan bol bir şalvar

giymiş ve bele ise kamalarını muhafaza etmek için uçuk mavi renkte kuşak bağlamıştır.

Kadırga Kaptanının başında kırmızı ve uçları sırmalı bir sarık bulunmuştur.

 

 

Kapudâne

1682 yılından itibaren kullanılmaya başlanılan Kapudâne ifadesi, Latince'de Capitane'den alınmıştır; Birinci Ferik Amiral, yani Oramiral karşılığında bir rütbe anlamına gelmektedir. Kapudâne, Derya Kaptanı'ndan sonra Donanma ve Tersanenin en büyük amiri sayılmış ve bugünkü anlamda Donanma Komutanlığı görevini yürütmüştür.

Kapudâne, sırtına yeşil renkli Hint kumaşından, önü samur kürklü bir kaftan, içine de Sivas kumaşından koyu kahve rengi bir entari giymiştir. Başında beyaz sarığı andırır bir serpuş, elinde yeşil renkli bir asâ, ayağında ise sarı deriden bir yemeni bulunmuştur.

 

 

Patrona

İtalyanca'dan alınan “Patrona” ifadesi Ferik Amiral veya bugünkü anlamda

Koramiral rütbesine karşılık gelmiştir. Askeri kalyonların ikinci kaptanı olan

Patrona, tersanenin asayiş işlerinden sorumlu olmuştur. 1855 yılından itibaren

Patronalara “Ferik Amiral” adı verilmiştir.

Patrona, sırtına yeşil Hint kumaşından, önü samur kürklü bir kaftan, içine de üstü

işlemeli beyaz renk bir elbise  giymiştir. Başında beyaz sarığı andırır bir serpuş,

elinde mavi renkli bir asâ, ayağında da sarı deriden bir yemeni bulunmuştur.

 

 

 

 

Rîyale

“Riyâle” kelimesi İspanyolca'dan alınmış olup, Kralın Kadırgası, Amiral Gemisi anlamına gelmektedir. Liva Amiral, bugünkü anlamda Tuğamiral rütbesinde olan bu kaptan, rütbe olarak Patrona'dan sonra gelmiş, gemisine “Riyâle-i Hümâyun” adı verilmiştir. Askeri kalyonların üçüncü kaptanı olan Riyâle, 1855 yılından sonra “Liva Amiral” adını almıştır.

Riyâle, sırtına mavi renkli Hint kumaşından ve ortası samur kürklü bir kaftan, içine de Kapudâne gibi koyu kahve rengi bir entari giymiştir. Başında beyaz sarığı andırır bir serpuş, elinde mavi renkli asası, ayağında da sarı deriden yemenisi bulunmuştur.

 

TERSANE RİCALİ

Fatih Sultan Mehmet döneminde, 1460 yılından itibaren İstanbul Haliç'te dünyanın sayılı

tersanelerinden biri hizmete girince, buranın personeli de, tersane azaplarına ilaveten çok daha

artırılmış, burada görev yapan  bütün personele “Tersane Halkı” adı verilmiştir. Tersane

halkının yönetim ve idaresini sağlayan  Tersane Ricali ise, tersanede, Kaptan Paşadan 

sonra gelen büyük amirlerdir. Bunlar sırası ile Tersane Kethüdası, Tersane Emini,

Tersane Ağası, Liman Reisi, Tersane Katibi, Tersane Reisi, Tersane Defter Emini ve

Tersane Çavuşlarıdır.

Tersane Kethüdası

Bahriye subaylarından olan Tersane Kethüdası, kalyon tipi gemilerin yaygın

bir hale geldiği XIX.yüzyıla kadar tersanede Tümamiral görev ve rütbesinde

bulunmuştur. Tersane Kethüdası, önceleri azap reisliğinden yükselerek

kethüda olmuştur. Ancak daha sonraki tarihlerde Kaptan Paşa Eyaleti'ndeki

Derya Beyleri arasından da tayin edilmeye başlanmıştır.

Tersane Kethüdası öncelikle tersanede inzibat ve düzenin muhafaza

edilmesinden sorumlu olmuştur.

 

XVII. yüzyılda Tersane Kethüdası, Kaptan Paşadan sonra tersanenin birinci hakimi olduğundan,

hakimiyetinin göstergesi olarak elinde Hint kamışından mavi renkli asası bulunmuştur.

Tersane Kethüdası kıyafet olarak: Hint kumaşından yeşil renkte, yaka ve önü samur kürk kaplı bir

kaftan giymiştir. Kaftanın içine, beyaz pilili bir gömlek ile yeşil renkli bir şalvar giymiştir.

Beline de 25 cm. genişliğinde kırmızı atlas bir kuşak bağlamıştır. Başında sarı sırma püsküllü,

beyaz sarıklı kırmızı bir başlık bulunmuştur.

TERSANE ÇAVUŞLARI (SUBAYLARI)

Tersane Başçavuşu

Tersane-i Amire'de idari hizmetlerde görev yapan Tersane Başçavuşu, tersane içindeki düzenden sorumlu subay olmuştur. Tersane Başçavuşu, çok değişik ve gösterişli elbise giymiştir.

Tersane Başçavuşları başlarına bir külah, külahın üzerine bir fes ve fesin üzerine kenarları saçaklı bir puşi sarmışlardır. Omuzlarına “Bornoz” adı verilen bir çeşit yağmurluk almışlardır.

Sırma işlemeli bir cepken, bacaklarına dizden boğumlu kenarları sırma işlemeli bir şalvar giymişler, bellerine de silahlarını muhafaza etmek üzere kuşak sarmışlardır. Ayakkabı olarak da kırmızı deriden yemeni şeklinde ayakkabı giymişlerdir.

Tersane Çavuşu (Subayı)

Tersane güvenliğini sağlayan ve tersane işlerini yürüten,

Tersane halkı olarak isimlendirilen görevlilere komuta eden subaylara

“Tersane Çavuşu” adı verilmiştir. Bahriye subaylarından olan

Tersane Çavuşu, tersane işçileri ve askerlerinin doğrudan amiri olmuştur.

Tersane Çavuşunun emrinde Kaptan Paşanın  emir subaylığı

görevini icra eden Kaptan Paşa Çavuşu, tersanenin inzibatından

sorumlu olan Tersane Tezkereci Çavuşu ve diğer bazı çavuşlar da

bulunmuştur.

Sultan III.Ahmet (1703-1730) dönemine ait Tersane Çavuşları

resimleri yanda verilmiştir.

 

 

 

 

TERSANE VE DONANMADA HİZMET EDEN BAHRİYELİLER

Azaplar (XIV.- XVII.Yüzyıl)

Kuruluş döneminde Osmanlı Bahriyesi “Tersane Ocakları” adı altında

“Tersane Halkı” ile “Harp Sınıfı” olmak üzere iki bölümden meydana

gelmiştir. Her iki bölümün de amiri olarak Kaptan-ı Derya bulunmuş,

tersane kuruluşunda Kaptan-ı Deryadan sonra rütbe olarak,

Kadırga Kaptanı (Reis)  ve Tersane Kethüdası gelmiştir.

Karamürsel ve İzmit gibi ilk Osmanlı tersanelerinin personelini belli bir sınıf deniz askeri teşkil etmemiştir. Ancak, 1390 yılında Gelibolu Tersanesi'nin inşaatı başlayınca, Donanma hizmetine

Osmanlı Kara Kuvvetleri teşkilatında bulunan Eyalet Askerlerinden Gelibolu ve İzmit Sancaklarının

azaplarının verilmesi ile azaplar resmi olarak ilk deniz askeri sınıfını teşkil etmişlerdir.

Azaplar, tersane ve donanmada hizmet eden, tüfek kullanan bir askeri sınıf olarak, tersane

halkı içinde teşkil ettikleri bölükleri ile kalabalık bir grup oluşturmuşlardır. Tersanelerin örgütü

kuşkusuz, kadırga ve tahta dönemi esas alınarak yapılmıştır. Bundan dolayı tersane

halkının meslekleri çeşitli olmamıştır. Osmanlı Donanması ile tersane hizmetinde

bulunan reisler, dümenciler, kalafatçılar, yelkenciler, hep azaplardan meydana gelmiştir.

Tersane Halkı, tersanenin bütün hizmetlerini yürütmek, gemilerin teçhizatını,

bakımını ve bekçiliğini yapmak gibi görevler ile mükellef  olmuştur.

Kuruluş döneminde azap askerleri ile Yeniçeri Ortalarının giydikleri başlıklara “Börk”,

Çavuşların (Subayların) giydikleri başlıklara da “Üsküf” adı verilmiştir. Kırmızı renkte,

normal fes büyüklüğünde, tepesi de yuvarlak olan azap börklerinin, üzerine beyaz sarık

sarılmış; sarığın ucuna da sarı sırma saçak dikilmiştir. Azap odabaşlarının (subaylarının)

başlıklarındaki sarık ise sarı sırma şaldan yapılmıştır. Kıyafet olarak, kırmızı çuha kumaştan

kısa etekli, uzun kollu kenarları sırma şeritli bir ceket ile koyu mavi çuhadan diz kapaklarının

altına kadar uzanan bir şalvar giymişlerdir. Şam kumaşından koyu sarı bir yelek; beş kırmızı

düğmeli krem rengi bir gömlek giymişlerdir.

Azap odabaşlarının içinde kama ve oklarını muhafaza etmek için kullandıkları

30 santimetre genişliğindeki kuşakları, sarı, kırmızı, mavi ve beyaz kareli

Şam şalından yapılmıştır. Sarı deriden yapılmış yemeni şeklinde

ayakkabı giymişlerdir.

Kuruluş döneminde azaplar gibi Osmanlı Kara Kuvvetleri'ne mensup

Kapıkulu askerlerinden acemi oğlanları da akın için donanmaya alınmış, akın mevsimi sona

erdiğinde eyaletlerine gönderilmiştir.Börkleri beyaz olan acemi oğlanların, üzerinde yine

beyaz renkte, sarı sırma saçaklı sarıkları bulunmuştur. Kızıl renkli çuhadan yapılmış,

yakasız ve ayak oyluk kemiklerine kadar uzanan bir cüppe ile koyu mavi renkte şalvar

giymişlerdir.

 

Levendler (XVI.-XVIII. Yüzyıl Çektiri Döneminin Deniz Erleri)

Çektiri döneminin eratını teşkil eden “Levendler”, önceleri Akdeniz'de faaliyette

bulunan ve Türk korsan gemilerinde çalışan Anadolu kıyı boyu gençlerinden

teşkil edilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet (1444-1481) döneminde Osmanlı kıyıları genişleyip,

deniz faaliyetleri önem kazanınca ve özellikle Balkan yarımadasında deniz

aşırı harekât yapmak ihtiyacı belirince, donanmada görev yapan Azaplar

yetersiz kaldığından, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'deki Sancak Beylerinden

muharip (savaşçı) asker alma zorunluluğu belirmiştir. Bu denizciler, Osmanlı Bahriyesi'nde hizmete alınmışlar ve böylece çektiri sınıfı devlet gemilerinin ana personelini teşkil etmişlerdir.

Levend sözcüğü, XV. yüzyılın son yarısından itibaren kullanılmıştır.

Levendler kara savaşlarında süvari, deniz savaşlarında da tüfekçi as

ker olarak görevlendirilmiştir. XVI. yüzyıl ortalarında Ege Adaları'nın

Osmanlı topraklarına ilhak edilmesi ile birlikte,  bu adalar ile Arnavutluk ve

Karadeniz kıyılarından da Rum askerler toplanmaya başlanmış ve bu askerlere

“Levend-i Rumî” adı verilmiştir.

Levendler, sadece Çektiri (Kadırga) döneminde değil, Kalyon döneminde de yelkenli

gemilerde savaşçı grup olarak hizmetlerine devam etmişlerdir. Ancak, zaman içinde

levendler eski intizamlarını kaybedince,1772 yılından itibaren eyaletlerden artık

“Levend” adı ile bir daha asker toplanmaması için fermanlar çıkarılmış, mevcut

levendler İstanbul'da “Levend Çiftliği” adı ile tesis edilen kışlada toplanmış ve

nihayet Sultan I.Abdülhamit'in (1774-1789) hükümranlığı döneminde tamamıyla  kaldırılmışlardır.

Levendler başlarına “Barata” adı verilen ponponu koyu mavi, alt kenarı sarı biyeli kırmızı

çuhadan yapılmış başlık  takmışlardır. Levendler, kırmızı bir cepken, bunun  altına da

kolları uzun ve bol sarıya kaçan beyaz renkte bir gömlek giymişlerdir.

Bacaklarına diz kapaklarının dört parmak altına kadar gök mavisi abadan bir şalvar,

şalvarın bel tarafına da kama ve bıçaklarını muhafaza etmek maksadıyla koyu sarı

renkte ve 30 cm. genişliğinde şaldan bir kuşak bağlamışlardır.

Kayıkçıbaşı

Kayıkçıbaşı kıyafetine göre levendler, baruti renkte çuhadan

yapılmış kolsuz bir cepken giymişlerdir. Cepkenin yakası ve önü beş

santimetre genişliğinde sarı şerit ile bezenmiş, bu şeridin iç ve

dış yanlarına da oyalar yapılmıştır. Kıyafetin gök mavisi renkli, abani

kumaştan yapılmış şalvarı uzun olup, belinde 30 santimetre

genişliğinde mavi bir kuşağı bulunmuştur. Gömleği ise pembeye kaçan beyaz renkte olup, çok

ince kumaştan, kolları uzun ve geniş olarak yapılmıştır.

Başlıkları kırmızı kumaştan yapılmış ve tepesine mavi bir ponpon konulmuştur.

Kayıkçıbaşı, kırmızı deriden ayakkabı giymiştir.

 

 

 

Topçu Levendi

Topçu levend kıyafetlerinin, levend kıyafetlerinden ayrıldığı tek taraf başlıkları

ve barut çantaları olmuştur. Başlıkları yukarıya doğru uzatılmış beyaz

sarık şeklinde olup, tepesinde üzerinde çiçek biçiminde ilavesi olan

yuvarlak beyaz bir halka bulunmuştur.

 

 

 

Levend-i Rumi

Levend-i Rumi" adı verilen ve levendler ile birlikte görev yapan Rum

asıllı savaşçı askerleri, Müslüman levendlerden ayırt etmek için

farklı elbise ve başlık giydirilmiştir. Levend-i Rumi kıyafeti diğer l

evendlerin kıyafetlerinden tamamıyla farklı olmuştur. Diğer levendlerin

kırmızı yelek giymelerine karşın Levend-i Rumiler kenarları sarı işlemeli

mavi abani kumaştan kolsuz birer gömlek giymişlerdir. Bu gömleğin yakasında özel şekilde

yapılmış sarı renkli bir oya bulunmuştur.

Şalvarları da kirli beyaz renkte olmuştur. Bellerinde kama taşımak üzere beyazlı mavili

bir kuşak bulunmuş, aynı kumaştan başlarına da sarık şeklinde birer serpuş takmışlardır.

Yandaki resme göre bu askerlerin ayakkabısız dolaştıkları görülmektedir.

Kenarları, etekleri, kol kapakları ve omuzlarına kırmızı şerit geçirilmiş, başlıklı bir de

yağmurlukları bulunmuştur.

Kalyoncular (XVII-XIX.Yüzyıl Kalyon Döneminin Deniz Erleri)

1682 yılı, Osmanlı Donanmasında kalyon (yelken) döneminin başlangıcını teşkil etmiştir.

Yelken ile hareket eden Osmanlı gemilerinin en büyüğüne “Kalyon” adı verilmiştir.

Osmanlı Donanmasında kalyonlar, XIX. yüzyıl ortalarına kadar kullanılmışlardır.

Kalyon filolarının teşkil edilmesi ile birlikte Osmanlı Donanmasında sırası ile “Kapudâne”,

“Patrona” ve “Riyâle” makamları teşkil edilmiştir. Bu makamların üstünde bulunan Kaptan-ı Derya ise hem kalyon hem de çektiri filolarının baş komutanlığı görevini ifa etmiştir.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1682 yılında kalyon filosunun teşkil edilmesi ile

birlikte, kalyoncuların bir ocak halinde bahriye hizmetine alındıkları görülmektedir.

Yelkenli gemilerde daimi kadrolarda bulunmayan, her sene donanmanın denize çıkmasından

önce belirli bir kısım kazalardan tertip edilen bahriye askerlerine “Kalyoncu” adı verilmiştir.

Bu askerler, levendler gibi daimi ücretli asker olmayıp, ancak donanma hizmetine alındıkları

zaman maaş almışlar ve hizmetleri son bulduğunda memleketlerine geri dönmüşlerdir.

Kalyoncular, yelkenli gemilerde bütün denizcilik hizmetleri ile birlikte topçuluk, tüfek kullanma

ve yakın dövüş görevi de icra etmişlerdir. Kadırga dönemi tamamıyla son bulmadığı için,

levendlerin kullanılmasına 1773 yılına kadar devam edilmiştir. 

Kalyoncuların askeri bir nizam ve düzen altında yaşamaları için 1783 yılında kalyoncular

için Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından Kasımpaşa'da Kalyoncu Kışlası inşa ettirilmiştir. 

Zamanla giysi tarzları tersane halkına da intikal etmiş bulunan kalyoncu sınıfı, Sultan II.Mahmud

tarafından 1826 yılında Yeniçeriliğin lağvedilmesi üzerine eski teşkilat ile  birlikte kaldırılmıştır.

Kalyoncu Çavuşu

Kalyoncuların amiri olan Kalyoncu Çavuşu, tersane dahilindeki Galata, Beyoğlu ve

Kasımpaşa semtlerinin inzibatından sorumlu subay olmuştur. Sultan III.Selim,

(1789-1807) döneminde Kalyoncuların amirleri olan Kalyoncu Çavuşları yaka ve

omuz kenarları sırma şeritli, kırmızı çuhadan kolsuz bir cepken giymişlerdir.

Cepkenin içine önü on iki düğmeli ve uzun kollu sarı renkte işlemeli birer

gömlek giymişlerdir. Mavi renkteki şalvarları oyluk kemiklerine kadar uzanmıştır. Kılıç taşımak

üzere bellerinde sarı deriden geniş bir kemer ve bu kemerin üzerinde de işlemeli kumaştan

üç sıralı bir kuşak bulunmuştur. Başlarına, kırmızı renkte sarı ponponlu bir başlığın üzerinde,

yollu kumaştan bir sarık, ayaklarına ise kırmızı deriden mes şeklinde ayakkabı giymişlerdir.

Kalyoncu

Kalyoncular, başlarına “Mukaddem” adı verilen külah biçiminde kırmızı bir

fes ve fes üzerine sarılan sağ ucu aşağıya sarkan ipek bir puşi (hafif sarık)

den meydana gelen bir başlık giymişlerdir. Kalyoncuların kıyafetleri “Fermene”

adı verilen koyu mavi renk (gece mavisi) çuha kumaştan kolsuz kısa bir salta

ile bacaklarına diz kapaklarına kadar uzanan aynı kumaştan kısa bir

şalvardan ibaret olmuştur.

 

Fermeneler, hiç boş yeri kalmamak üzere baştan başa kaytanla işli kısa ve kolsuz,

önü kavuşmayan iki kat astarlı ve kolay silah işlemeyen bir yelekten meydana gelmiştir.

Salta altına yuvarlak yakalı, önden ilikli, kol ağızları çok bol ve sarkık olmak üzere,

kollu beyaz bir gömlek giymişlerdir. Bellerine kahve rengi sahtiyan deriden yapılmış

dört gözlü bir silahlık takmış, bunun üzerine başlarındaki puşinin benzeri bir kuşak

sarmışlardır. Silahlıklarında gümüş saplı, altın yaldız işlemeleri olan, biri bir kulaç

uzunluğunda, diğeri daha kısa iki yatağan kama ile gümüş kaplı ve altın yaldız işlemeli

bir çift tabanca taşımışlardır.

Omuzlarında mevsime göre kahve rengi çuha kumaştan “Bornoz” biçiminde

yağmurluklar bulunmuştur. Yağmurlukların kenarları kırmızı ipekle işlenmiş olup,

sol omuza atılmıştır. Ayaklarına Galata biçimi veya Kalyoncu biçimi denilen

burnu kesik, üst tarafından ayak parmakları görünen kırmızı deriden yemeni

şeklinde ayakkabı giymişlerdir.

SULTAN III. SELİM DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1789-1807)

Sultan III. Selim (1789-1807), 1793 yılında “Nizam-ı Cedid  (Yeni Düzen) adı verilen

Kara Ordusunu kurmuş ve askeri alanda bir seri ıslahat hareketini başlatmıştır. Nizam-ı Cedid

askerlerine mavi ve kırmızı renklerde Avrupa askerlerinin üniformalarına benzer kıyafetler

giydirilmiştir. Sultan III.Selim, Bahriye ile ilgili olarak, öncelikle teknik meselelerin çözümünü

öngördüğünden, kıyafet konusunda Bahriyeyi bu ilk uygulamanın dışında tutmuştur.

Sultan III.Selim öncelikle 10 Mart 1792 tarihinde süt kardeşi Küçük Hüseyin Paşayı

Kaptan-ı Deryalığa getirmiş ve denizcilik işlerini de bir “Nizamname”ye bağlamıştır.

Küçük Hüseyin Paşa, denizcileri özel eğitime tabi tutmuş, tersaneleri faaliyete geçirmiş ve

bu amaçla Fransa'dan ve İsviçre'den uzmanlar getirtmiştir. Sultan III.Selim döneminde

Bahriye ile ilgili teknik düzenlemelerin yanı sıra Bahriyeye tersane güvenliğini sağlamak üzere

sadece “Çıplak” adı verilen bir sınıf dahil olmuş, bu sınıfın dışında da Bahriye kıyafetlerinde

önemli bir değişiklik gerçekleşmemiştir.

Dizlerinden aşağıları ve kolları çıplak olduğu için “Çıplak” ismi verilen bu askerler,

“Küçük Hüseyin Paşa Çıplakları” adı ile de anılmışlardır. Amirlerine ise “Çıplak Çavuşu”

adı verilmiştir. Çıplaklar, İstanbul'da Kasımpaşa'da Divanhane binasında bir muhafız ve

merasim kıtasını teşkil etmişlerdir. Bundan dolayı da ayrıca “Kaptan Paşa Çıplağı” adını

almışlardır. Çıplaklar, hafif giyimli ve silahlı olarak sürekli olarak Kaptan Paşanın çevresinde

bulunmuşlar, barışta ve savaşta onu koruma görevini üstlenmişlerdir. Bahriye'de

“Çıplak Sınıfı” 1808 yılında kaldırılmıştır.

Çıplak Çavuşu

Çıplak erleri, mavi top püsküllü kırmızı Cezayir fesi takarlarken,

Çıplakların amirleri olan Çıplak Çavuşları, başlarına kırmızı

bir külah üstüne, şal sarık sarmışlardır. Sırtlarına sırma harçla işlenmiş

kırmızı kumaştan bir cepken giymişler, içlerine gömlek giymemişlerdir.

Dizden boğumlu vişne çürüğüne kaçan kırmızı renkte bir şalvar

giyerlerken, omuzlarından bacaklarına kadar beyaz bir bornoz uzanmıştır. Bellerine kahve

rengi deriden yapılmış iki gözlü bir silahlık takmışlar, bunun üstüne kalın çuhadan işlemeli

kırmızı renkte iki kuşak bağlamışlardır. Silahlıklarında altın ve gümüş kaplamalı bir çift

tabanca ile uzun bir bıçak taşımışlardır. Ayakkabı olarak kırmızı deriden yemeni

giymişlerdir.

 

Çıplak Eri

Çıplak eri, kırmızı çuhadan kenarları sırma işlemeli kolsuz bir cepken ile sadece

cepkenin altına göğsü tamamıyla açık bulunan çok kısa kollu beyaz bir gömlek

giymiştir. Çıplak eri, kollarına da bir balık resmi ile cemaat ve bölüklerini

bildiren harf ve sayı döğdürmüştür.

Paçaları beyaz renkte işlemeli koyu mavi renkte dizlerden boğumlu şalvar

giymiştir. Çıplakların başında kırmızı renkte kep biçiminde bir fes bulunmuştur.

Bu fese saçakları fesin alt düzlüğünden aşağı uzanan mavi püskül dikilmiştir.

Belinde kahve rengi deriden yapılmış iki gözlü bir silahlık takmış, bunun üstüne

30 santimetre genişliğinde kırmızı kalın çuhadan kırmızı renkte bir kuşak sarmıştır.

Silahlığında bir çift tabanca ile uzun bir bıçak taşımıştır. Ayakkabı olarak

kırmızı deriden yemeni giymiştir.

 

SULTAN II.MAHMUD DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1808-1839)

Sultan II. Mahmud, 1826 yılında büyük bir hamle ile bozulmuş yeniçeri teşkilatını

ortadan kaldırarak, yerine her branşta Batı usulü yeni bir teşkilât kurmayı başarmıştır.

Sultan II.Mahmud, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmasından sonra, her giriştiği

yenilik hareketinde bir çok engel ile karşılaşmasına rağmen, büyük bir mücadele

örneği vererek, Osmanlı askeri teşkilatının düzenlenmesinde büyük başarı kazanmıştır.

Bu yeni düzenleme ile Bahriyede hizmet veren levend, kalyoncu, çıplak ve benzerleri

gibi eski sınıf ve teşkilat kaldırılarak, yerine batıya dönük yeni usuller, sistemler ve giysiler

kabul olmuştur. Bahriye kıyafetleri hiç bir dönemde olmadığı kadar Sultan II. Mahmud

döneminde değişikliğe uğramış ve “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” adı verilen bu ilk

askeri teşkilatla birlikte neredeyse tamamen batılı bir sistem uygulanmaya başlanmıştır.

Böylelikle, yüzyıllardır Bahriyede kullanılmış olan kavuk, kaftan, fermene, cepken,

şalvar gibi kıyafet kullanımı tamamıyla terk edilmiş, bunların yerine, 1833 yılında pantolon

ve setre (ceket) giyilmeye başlanmıştır. Fesin resmi anlamda askeri bir başlık olarak

kullanılması da yine bu dönemde gerçekleşmiştir.

Bu dönemin Bahriye mensupları olarak Derya Kaptanı, Patrona, Bahriye Subayı, Bahriye

Silâhendaz Subayı, Bahriye Mektebi Öğrencisi, Bahriye Silâhendaz Eri ve Bahriye

Sanayi Eri  kıyafetleri bulunmaktadır.

Kaptan-ı Derya

Sultan II.Mahmud döneminde Kaptan-ı Derya, lacivert çuhadan bir setre, aynı

cins kumaştan bir pantolon ve açık mavi püskül dikilmiş kırmızı festen oluşan

bir kıyafet giymiştir. Setrenin önü sarı sırmadan birbirine paralel olarak

işlenmiş akasya dal ve yaprakları ile süslenmiştir. Setrenin yakası kapalı olup,

yaka üzerine de altın sırma ile defne yaprakları işlenmiştir. Pantolonun iki

yanında ise, ikişer santim genişliğinde iki sırma şerit bulunmuştur. Omuzlarda sırma köprüye

geçmiş kalın püsküllü bir apolet bulunduğu gibi, kol kapaklarında da sırma işlemeler

yer almıştır. Setrenin belinde de yine sarı sırmadan dört santim genişliğinde sırma

kemer bulunmuştur. 

Beldeki sırma kemerin tokası madenden yapılmış, kol kapaklarında sırma motifler

bulunmuştur. Yine dönemin bir özelliği olarak Kaptan-ı Deryalık alametleri altınla

işlenmiş olarak boyna asılmıştır.

Patrona

Bugünkü anlamda Koramiral rütbesinde olan Patronanın çift önlü setresinde

iki sıra altışardan on iki sarı madenden düğme bulunmuştur. Setre yakası

kapalı olup, apoletlerinde ikişer yıldız, boynunda da Patrona alameti olarak alt

alta iki çıpa bulunmuştur. Altından olan bu çıpaların etrafı yine altından akasya

yaprakları ile çevrilmiştir. Kol kapakları ve yan cep kapakları da  sarı sırma ile

işlenmiştir. Sırma kemerin tokasına altın madeni işleme yapılmıştır.

 

Bahriye Subayı

Gemilerde ve Bahriyenin kara birliklerinde görevli olan Bahriye Subayları, 1826

yılında Yeniçeri teşkilatının kaldırılmasından sonra özel bir sınıf olarak teşkil edilmiştir.

Bahriye subayları, deve tüyü renginde çuha kumaştan önden gizli olarak iliklenen,

yakası dik ve kapalı bir setre ile aynı kumaştan pantolon giymişlerdir. Setrenin

omuzlarında bir çift saçaklı sırma apolet ve önünde üç sıra halinde altışarlı

dönemin bahriye düğmesi bulunmuştur. Düğmeler çıpalı olup, dönemin

padişahının tuğrasını taşımıştır. 

Bahriye subayları başlarına, kırmızı renkte açık mavi püsküllü, üstten

öne doğru kürk parçaları eklenmiş, “Tunus Fesi” ya da “Mahmudi Kalıp Fes”

takmışlardır. Fesin içine başta düzgün durması için mukavvadan bir

başlık konulmuştur.

Bahriye Silâhendaz Subayı

Osmanlı Bahriyesi'nde “Silâhendaz Taburları” (Bugünkü anlamda deniz piyadesi)

1833 yılında teşkil edilmiştir. Silâhendaz neferlerinin emir ve komutasından

sorumlu subay olarak görevlendirilen Bahriye Silâhendaz Subayı, harp

zamanında silâhendaz neferlerinin başında bulunarak, harp gemilerinde

görev yapmıştır.  

Bahriye Silâhendaz Subayı kırmızı renk çuha kumaştan önden gizli olarak

iliklenen, yakası dik ve kapalı, bele kadar uzunlukta kısa bir ceket ile

o dönemde “koyu güvemi” adı verilen mora bakar gri mavi renk çuha 

Ceketin iki kol ağzına yakın bir yerine ve dış kısmına gelmek üzere

üçer tane aynı düğmeden dikilmiştir. Ceket yakasına sınıf ve rütbeyi

gösterir nişan, sırma bir şerit ile bağlanmıştır. Bellerine tokasız s

ırma bir kılıç kayışı takmışlardır. Tepesine mavi kürk geçirilmiş kırmızı

renkte dönemin fesini giymişlerdir. Ayakkabı olarak siyah renkte çekme potin giymişlerdir.

Bahriye Mektebi Öğrencisi

Bahriye Mektebi Öğrencisi başına mavi püsküllü kırmızı bir fes takmış,

mora bakar gri mavi çuha kumaştan önden iliklenen tek sıra beş

düğmeli, dik ve kapalı yakalı, bele kadar uzunlukta kısa bir ceket ile aynı

kumaştan pantolon giymiştir.

Ceket yakası kırmızı çuhadan olup, yakaya bağlı beş santimetre genişliğinde

ve on beş santimetre uzunlukta kırmızı çuhadan yapılmış boyunbağı üçüncü

düğmeye kadar uzanmıştır. Bellerine kılıç taşımak üzere siyah deriden,

tokalı bir kemer takmışlardır. Ayakkabı olarak siyah renkte

çekme potin giymişlerdir.

Bahriye Silâhendaz Neferi

Bahriye Silâhendaz Neferi gemicilikle mükellef olmayıp, silah taşıyan ve

kullanan bahriye askeri anlamına gelmektedir. Bu sınıf asker, harp zamanında

Bahriyeye dahil olmuştur. Bahriye Silâhendaz Neferleri kırmızı kumaştan kısa

ceket ve uzun pantolon giymişlerdir. Omuzlarına püskülsüz, “Kaşık” adı verilen

apolet takılmış; beline beyaz deriden kemer ve buna çapraz şekilde,

beyaz iki deri askı bağlanmıştır.

Bahriye Sanayi Neferi

Denizcilik sanatlarını ilerletmek üzere Derya Kaptanı Ateş Mehmet Paşa

tarafından 1832 yılında haddehane ve sanayi bahriyesinin esası kurulmuş;

yabancı çarkçılar yerine yerli makinist yetiştirilmek üzere

Bahriye Sanayi Okulu açılmıştır.

Bahriye sanayi neferlerinin feslerinin üzerlerine kürk dikilmemiş olup, buna

karşılık fesin alt düzlüğünden 3 santim uzun mavi püskül uzanmıştır.

Arkalarına baruti (koyu lacivert) çuha kumaştan önden iliklenen

tek sıra beş düğmeli, yakası dik ve kapalı, bele kadar  uzunlukta kısa bir

ceket ile aynı kumaştan pantolon giymişlerdir. Siyah çekme 

potinden  ayakkabı giymişlerdir.

 

SULTAN ABDÜLAZİZ DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1861-1876)

 

Osmanlı Donanmasının, nitelik olarak olmasa da, nicelik olarak dünyanın

üçüncü büyük donanması olarak gösterildiği Sultan Abdülaziz döneminde,

1867 yılında  Kaptan-ı Deryalık makamının kaldırılarak Bahriye

Nezareti'nin kurulması, Bahriye kıyafetleri ile ilgili olarak bir takım

değişiklikleri gündeme getirmiştir. Bu döneme ait rütbe ve kıyafetlerde

görülen önemli değişikliklerden birisi, rütbe işaretlerinin boyundan

kollara indirilmesi, diğer bir yenilik ise fesin tepesine konulan

ferâhinin kaldırılarak, mavi püskül yerine, siyah püsküllü fes kullanılmasıdır.

Bu dönemde subay ve er elbiseleri yine baruti renk çuha kumaştan

yapılmıştır. Korvet Kaptanı (Binbaşı) ve daha yukarı rütbedeki

subayların setreleri çift önlü ve açık yakalı yapılmış, Sağ Kolağası

(Kıdemli Yüzbaşı) ve daha küçük rütbeli subayların setreleri ise,

çift önlü ve omuz hizasından itibaren soldan sağa iliklenecek şekilde

kapalı yakalı olarak yapılmıştır.

Sultan Abdülaziz döneminin başında deniz subay kıyafetleri değişmediğinden

dolayı, Sultan Abdülmecid döneminde kullanılan kıyafetler giyilmiştir.

Buna göre, baruti çuha kumaştan setre ve sırma şeritsiz pantolon

giyilmiştir. Setrenin sırma işlemeli yakası kapalı bulunmuş,

omuzlarına kalın sırma püsküllü apolet takılmıştır.

Setre çift önlü olup, her iki sırada sekiz taneden on altı düğme bulunmuştur. Setrenin beline

tokası sarı maden çıpa şeklinde sırma işlemeli bir kemer bağlanmıştır. Setrenin kol

kapakları da sırma işlemeli olarak yapılmıştır. Rütbe işaretini etrafı yaprak, ortası da

çıpa olmak üzere altın nişan olarak boynuna takmıştır.

Dönemin fesi Sultan Abdülmecid dönemindeki feslerden farklı olarak altı geniş,

üstü nispeten dar, ferahisiz ve siyah püsküllü idi.  Sultan Abdülaziz döneminde

Sultan Abdülmecid döneminden farklı olarak “Bahriye Nazırı”, “Dört Köşe

Fesli Bahriye Neferi” ve “Şeşhane Neferi” kıyafetleri bulunmuştur.

 

Bahriye Nazırı

1867 yılında Bahriye Nezareti'nin teşkil edilmesi ile birlikte

İngiliz ve Fransız Bahriye kıyafetlerinden esinlenilerek,

Bahriye Nazırı Reis Paşalar için özel olarak setre takımı

hazırlanmıştır. Yakalı ve çift önlü olan bu setrenin göğsü ve

yakası baştan aşağı altın sırma ile işlenmiştir. Setrenin

yakaları ince sarı sırma şerit ile çerçevelenmiş, bunun

altında da beyaz kolalı dik bir yakalık kullanılmıştır.

Setrenin  çift önüne, yedi düğmeden on dört sarı ve üzeri

çıpalı düğme dikilmiştir. Püskülleri kalın olan apoletlerin kaşık

kenarları işlemeli olduğu gibi, bunun üzerinde beyaz madenden

bir çıpa ve rütbe kademesine göre de yıldız bulunmuştur; Liva

(Tuğ/Tümamiral) Paşalarda tek yıldız,

Ferik (Koramiral) Paşalarda iki yıldız ve Reis (Oramiral) Paşalarda

üç yıldız bulunmuştur. Setrenin beline, kılıç taşımak üzere beş

santimetre genişliğinde sarı sırma bir kemer takılmış ve bu

sırma kemerin uçları da birbirleri üzerinde sarı maden çıpa

bulunan siyah toka ile bağlanmıştır. 

Amirallerin pantolonlarında sırma şerit bulunmamıştır. Fesleri, 

kısa yükseklikte, siyah püsküllü ve kırmızı renkte yapılmıştır.

Bu dönemde, Amirallerin rütbe işaretleri de kollara indirilmiştir.

Paşalık (Amirallik) alameti yedi santimetre kalınlığında tek sırma şeritten ibaret olmuştur.

Liva Paşalarda bu şeridin üzerine bir buçuk santimetre kalınlığında tek sırma şerit,

Ferik paşalarda iki sırma şerit, Reis paşalarda üç sırma şerit bulunmuştur. Yalnız

Liva ve Ferik Paşalarda en üst şeride eşkenar paralel dörtgen (main) şeklinde

sırma işaret koyulurken, Reis  Paşalar, özel kroslar ve eşkenar paralel dörtgen

taşımışlardır. Reis Paşanın sağ omuzunda taşıdığı kordon ise kendisinin

padişahın fahri yaveri olduğunu göstermiştir.

 

Üç Ambarlı Süvarisi

Başlarında siyah püsküllü fes bulunan Üç Ambarlı Süvarileri,

baruti çuha kumaştan açık yakalı setre ile pantolon giymişlerdir.

Soldan sağa iliklenmiş olan setrenin omuzlarında birer ince

püsküllü sırma apolet ve önünde iki sıra halinde dörderden sekiz tane

dönemin bahriye düğmesi bulunmuştur. Setre yakasının sağ ve solunda

sarı sırmadan birer çıpa bulunmuştur.

Setrenin beline sırma püsküllü kılıç bağlamak üzere beş santimetre

kalınlığında üzerinde  bir çıpa bulunan sarı maden tokalı sırma

kemer takılmıştır. Setre altına beyaz bir gömlek giyilmiş, dik yaka

üstüne siyah papyon şeklinde bir boyunbağı bağlanmıştır.

Gerek kış mevsiminde gerekse de yaz mevsiminde siyah ayakkabı giymişlerdir.

Bahriye Neferi (Deniz Eri)

Bugünkü deniz eri anlamında olan ''Bahriye Neferleri''nin kıyafetlerinde,

Sultan Abdülaziz döneminde bazı yeni gelişmeler yaşanmıştır.

Yazlık-kışlık uygulaması içinde değerlendirilebilecek bu değişiklikler

ile askerlerin daha önce giydikleri üstlük, pantolon ve feslerinde

bazı değişiklikler yapılmıştır.  Bahriye neferlerinin fesleri kırmızı

çuhadan yapılmış olup, bu feslerin alt düzlüğüne kadar uzanan

siyah püskülleri bulunmuştur.

Bahriye neferleri lacivert keten kumaştan yakası kapalı, kol ağızları

kapaklı, bele kadar uzunlukta kısa bir gemici gömleği ile aynı

kumaştan pantolon giymişlerdir. Ancak, yaz mevsiminde beyaz

keten pantolon giymişlerdir.  Gömlek yakası kapalı olup, yaka ve kol

kapakları üç sıra halinde kırmızı harçla işlenmiştir. Yakadan göğse

doğru açık kısım bir fiyonkla bağlanmış ve fiyonk uçları aşağı sarkmıştır.

Pantolonun beline kırmızı çuhadan üç şeritten oluşan bir kemer bağlanmıştır.

Ayakkabı olarak ise yaz ve kış siyah çekme potinden ayakkabı giymişlerdir.

Şeşhane Neferi

Bahriye'de silâhendaz neferi hizmetini veren bu erlere “Şeşhane Neferi”

adı verilmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde Şeşhane neferleri özel

kıyafetleri ile diğer  bahriye neferlerinden ayrılmıştır.

Galata, Şişhane ve Kasımpaşa'nın inzibat hizmetlerinde kullanılan bu

deniz erlerine özel bir kıyafet tasarlanmıştır. Lacivert kumaştan

yapılmış bir cepken ile yine aynı renkten şalvarı bulunmuştur.

Cepkenin göğsü ve kol kapakları kırmızı çuha şeritlerle özel şekilde işlenmiştir.

Şalvarın ön kısmına da kırmızı şerit konulmuştur. Belde, ayrıca,

üç santimetre genişliğinde kırmızı şeritle çerçevelenmiş ve ortasında siyah

çıpalı sarı maden tokalı kemer bulunmuştur. Siyah potinin üzerinde

siyah konçlu beyaz deri tozluk bulunmuştur.

Dört Köşe Fesli Bahriye Neferi

Sultan Abdülmecid dönemindeki silâhendaz neferleri yerine getirilmiş olan 

“Dört Köşe Fesli Neferleri”, lacivert şayak kumaştan bugünkü mesdres

ceketine benzer şekilde kalça kemiklerine kadar uzanmış bulunan

bir ceket ve beyaz renkte keten pantolon giymişlerdir. Ceketin iki

yanı birbirine zincirle bağlı iki sarı düğme ile kapanmış ve her bir

tarafta ayrıca üçer sarı düğme bulunmuştur.

Ceketin kolları da kapalı olup, kol kapaklarında üçer sarı düğme

bulunmuştur. Ceketin altına devrik yakalı lacivert bir gömlek giyilmiştir.

Boyun düzlüğüne kadar uzanmış olan lacivert püsküllü fesleri,

tepeli ve dört köşe şeklinde olmuştur. Bu elbise ile beyaz eldiven kullanılmıştır.

 

SULTAN II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1876-1909)

Sultan Abdülaziz döneminde olduğu gibi Sultan II. Abdülhamid döneminde de deniz

subay ve er kıyafetleri zaman zaman Padişah iradesi ve Bahriye Nazırı emri ile

ufak tefek değişikliklere uğramış; kapsamlı değişiklikleri içeren ilk kıyafet

iradesi 01 Haziran 1876 tarihinde çıkartılmıştır. Bu irade ile deniz subay

rütbeleri aşağıda gösterilen şekilde belirlenmiştir:

Eski Rütbe Adları Yeni Rütbe Adları
♦ Reis Paşa ♦ Müşir (Büyük Amiral)
♦ Ferik Paşa ♦ Ferik (Koramiral)
♦ Liva Paşa ♦ Mirliva (Tümamiral)
♦ Üç Anbarlı Süvarisi ♦ Komodor
♦ Miralay ♦ Miralay (Albay)
♦ Kaymakam ♦ Kaymakam (Yarbay)
♦ Binbaşı ♦ Binbaşı
♦ Yüzbaşı ♦ Yüzbaşı
♦ Mülâzım ♦ Mülâzım-Evvel (Üsteğmen)
  ♦ Mülâzım-ı Sani (Teğmen)

24 Haziran 1878 tarihinde resmi ziyaretlerde subayların Osmanlı ve yabancı nişanlarını

takmalarına ilişkin ikinci bir irade çıkarılmıştır. 1876 yılında belirlenen rütbe adlarına,

1898 yılında, Müşir ile Ferik rütbesi  arasına, Oramiral anlamına gelen “Birinci Ferik”

rütbesi eklenmiştir. 

Dönemin önemli özelliklerinden birisi de, Bahriye'de makine (çarkçı) ve güverte

sınıflarının birbirinden ayrılması ile subay mesleklerinin, sınıf-ı harp (güverte),

çarkçı (makine), inşaiye, sıhhıye, levazım ve katip olarak saptanmasıdır. Harp (

Muharip) sınıflarını birinci, ikinci ve üçüncülükle bitirenler Erkan-ı Harp

(Kurmay) subay sayılmış ve rütbe işaretlerinin üzerinde özel  erkân-ı harp

işareti taşımışlardır.  

Bahriye kıyafetlerinde önemli bir değişiklik yaşanmamış, subay ve er elbiseleri yine baruti veya siyah çuha kumaştan yapılmıştır. Dönemin sonlarına doğru subaylar günlük elbise olarak setre

yerine uzun ceket giymeye başlamışlardır. Rütbe işaretleri, kollarda en üstte kroslu

sarı sırma şerit olmak üzere sarı ve beyaz sırma şeritten meydana gelmiştir. Bahriye

Mektebi öğrencileri de setre takımı, siyah ve beyaz elbiseler ile siyah talim elbisesi

giymişlerdir.

Bu dönemde gerçekleştirilen diğer önemli bir yenilik ise, Bahriye Nazırı Bozcaadalı

Hasan Hüsnü Paşa tarafından, topçu, işaretçi, serdümen ve porsun, sanayi ve

makine sınıflarında görev yapmak üzere 05 Şubat 1890 tarihinde Gedikli subay

(Astsubay) sınıfının kurulması için bir nizamname çıkarılmasıdır. Bu nizamname ile

birlikte, gemilere sivil personel alınmaması, yalnız İstanbul çocuklarından olmak

üzere gedikli temin edilmesi kararlaştırılmıştır.  Gedikli subay kıyafetleri, setre,

kaput, günlük siyah ve beyaz elbiseden meydana gelmiştir.  Gediklilerin rütbe

işaretleri ise sınıflarına göre kırmızı, yeşil, mavi renkte olmuştur. Bu şeritler

başçavuşlarda dört, çavuşlarda üç, bölük eminlerinde iki, onbaşılarda bir adet

olmuştur.

Bu döneme ait Müşir (Büyük Amiral), Harp Sınıfı  Kaymakamı (Yarbay),

Silâhendaz Subayı, Bahriye Mektebi Öğrencisi, Haddehane Öğrencisi, Bahriye

Neferi ve Bahriye Silâhendaz Neferi  kıyafetleri bulunmaktadır.

 

Müşir (Büyük Amiral)

Bahriye Nazırı Müşir (Büyük Amiral) Paşa, kapalı yakalı, omuzları püsküllü

apoletli, önünde de iki sırada beşer tane olmak üzere on sarı düğmesi

bulunan bir setre giymiştir. Yarımşar santimetre genişliğinde iki sırma

çizgi ile çerçevelenmiş setrenin yakası sırma işlemeli yapılmıştır. Yine yarım

santimetre genişliğinde ikişer sarı çıpalı köprüye geçirilen sırma apoletlerin püskülleri kalı

n, kaşıkları üzerinde de sırmadan işlenmiş altışar köşeli ikişer yıldız bulunmuştur.

Setrenin belinde yedi santimetre genişliğinde sırma bir kemer bulunmuş

ve bu kemerin iki ucu birbirine dört köşeli bir toka ile bağlanmıştır.

Tokanın kenarları, sarı maden işlemeli olup, ortasında da madenden sarı bir çıpa bulunmuştur.

Paşanın sağ omuzundaki yaver kordonu kendisinin Padişahın fahri y

averi olduğunu göstermiştir. Paşanın rütbe işaretleri kollarda bulunmuştur.

Kol kapaklarında yarımşar santimetre genişliğinde iki paralel sırma şerit ile

çerçevelenmiş yedi cm. genişliğinde sırma işleme ve bu işlemenin tam

ortasında da yine sırma işlemeli  bir ay ve bir de çıpa bulunmuştur.

 

Harp Sınıfı Kaymakamı (Güverte Yarbay)

Güverte Yarbay anlamına gelen harp sınıfı kaymakamların başlarında dönemin siyah

püsküllü kırmızı fesi bulunmuştur. Siyah veya baruti çuha kumaştan açık yakalı,

çift önlü uzun ceket veya setre ile pantolon giymişlerdir. Omuzlarında birer s

açaklı sarı sırma apolet bulunmuş, kollarına en üstteki kroslu olmak üzere 

sırma şeritten rütbe işaretleri dikilmiştir.

Setrenin önünde iki sıra halinde dörderden sekiz tane dönemin bahriye

düğmesi bulunmuştur. Setre veya ceket altına beyaz poplin gömlek

giyilmiş, bu gömleğin üzerene kolalı dik bir yakalık ve siyah boyunbağı

bağlanmıştır. Setre üstünden bele sarı madeni tokalı sırma bir kılıç

kayışı ve askı kollarına bağlı olarak bir kılıç takmışlardır.

Yalnız ceket giyildiği zaman siyah renkteki kılıç kayışı ceket a

ltından takılmıştır. Ayaklarına siyah çekme potin giymişlerdir.

Silâhendaz Subayı

Sultan II. Abdülhamid döneminde silâhendaz subaylarının başlarında siyah

püsküllü kırmızı fes bulunmuştur. Siyah veya baruti çuha kumaştan kapalı

dik yakalı, çift önlü setre ve pantolon giymişlerdir. Setre omuz hizasından

soldan sağa iliklenmiş ve önünde iki sıra halinde altışardan on iki tane

devrinin bahriye düğmesi bulunmuştur. Omuzlarında birer saçaksız s

ırma apolet bulunmuştur. Kollarına en üstteki kroslu olmak üzere sarı

sırmadan rütbe işareti bulunmuştur. Ayakkabı olarak siyah çekme

potin veya çizme giymişlerdir.

Bahriye Mektebi Öğrencisi

Dönemin Bahriye Mektebi öğrencilerinin başlarında siyah püsküllü kırmızı fes

bulunmuştur. Bu öğrenciler baruti renk çuha kumaştan açık yakalı ve çift

önlü bir setre ile pantolon giymişlerdir. Setre soldan sağa iliklenmiş ve ön

kısmında iki sıra halinde dörderden sekiz tane dönemin bahriye düğmesi

bulunmuştur. Kışlık ve yazlık elbiselerinin yakalarının her iki tarafında

sarı madenden yapılmış birer çıpa bulunmuştur. Kollarında idadiye (lise)

dördüncü sınıfa kadar kroslu kırmızı şerit ve Bahriye Mektebi birinci ve

ikinci sınıfları ise ortası sarı sırmalı kroslu kırmızı şerit takmışlardır.

Setre içine beyaz gömlek giyilmiş, kolalı dik yakasına üsten siyah papyon

kravat bağlanmıştır.

Setre üstünden bele takılan sarı madeni tokalı siyah deri kılıç kayışının

askı kollarına bağlı olarak bir kılıç taşımışlardır. Yaz mevsiminde

beyaz pantolon giymişlerdir. Ayaklarına siyah çekme potin giymişlerdir.

Haddehâne Öğrencisi

O dönemlerde Çarkçı (Makine) Subaylarının yetiştirildiği Haddehâne Mektebi'nin

öğrencileri, başlarına siyah püsküllü kırmızı fes, baruti renk çuhadan açık yakalı,

çift önlü bir ceket ile aynı kumaştan pantolon giymişlerdir. Yakalarına sarı madeni,

pirinç pervaneli bir çıpa takmışlardır. Kollarında, sınıflarına göre krossuz kırmızı

şerit bulunmuştur. Soldan sağa iliklenen ceketin önünde iki sıra halinde

dörderden sekiz tane dönemin bahriye düğmesi bulunmuştur. Ceketin altına

beyaz gömlek giymişler, kolalı dik yakası üstüne siyah papyon kravat

takmışlardır. Ayakkabı olarak siyah çekme potin giymişlerdir.

Bahriye Neferi

Sultan II. Abdülhamid döneminde bahriye neferlerinin  başlarında siyah

püsküllü kırmızı fes bulunmuştur. Bahriye erleri kış aylarında baruti renk

kumaştan bir gömlek ve pantolon giymişlerdir. Gömlek yakasında iki ince

kırmızı şeritli ve çıpalı mavi renkte bir palet bulunmuştur. Gömleğin bele

rastlayan alt kenarına eski kalyoncu kıyafetinin hatırası olarak 

birbirine paralel iki kırmızı şerit dikilmiştir. Yaz mevsiminde beyaz

gömlek ve beyaz pantolon kullanılmıştır.

Yalnız beyaz elbiselerinin kol kapaklarına mavi kumaştan on santimetre

yüksekliğinde bir kumaş parça eklenmiş ve bu kumaşın üzerine iki

kırmızı şeritle bir kırmızı çıpa işlenmiştir. Beyaz gömleğin alt kenarında,

siyah elbise de olduğu gibi iki kırmızı şerit bulunmuştur. Yaz

mevsiminde yine siyah deriden ayakkabı giymişlerdir.

Bahriye Silâhendaz Neferi

Bahriye Silâhendaz Neferlerinin başlarında siyah püsküllü kırmızı fes

bulunmuştur. Baruti veya siyah çuhadan açık yakalı, önden bir düğme

ile iliklenmiş tek önlü, bele kadar uzunlukta kısa  bir ceket ve beyaz

keten pantolon giymişlerdir. Ceket yakasında, mavi renk kumaş üstüne

ve kenarları iki sıra kırmızı şeritle işlenmiş bir palet bulunmuştur. Ceketin

önüne iki sıra halinde dörderden sekiz tane dönemin bahriye düğmesi

dikilmiştir. İlik kısmında da aynı düğmeden birbirine bağlı bir çift bulunmuştur.

Bellerine sarı madeni tokalı siyah deriden bir palaska kayışı takmışlardır.

Ceket içine beyaz fanila, yaz aylarında da beyaz pantolon giymişlerdir.

Bu erler uzun konçlu siyah çizme giymişler ve süngülü tüfek taşımışlardır.

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1909-1918)

II. Meşrutiyet Dönemi (1909-1918), Osmanlı Devleti'nin en güç şartlarda içten ve d

ıştan sarsıldığı bir dönem olarak büyük önem arz etmektedir. Bu döneme, Deniz

Kuvvetleri de Sultan Abdülhamid dönemindeki kıyafetler ile girmiştir. 1909 yılında

deniz subay rütbe adları İngiliz Bahriyesinden esinlenilerek aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

 

Eski Rütbe Adları Yeni Rütbe Adları
♦ Müşir ♦ Müşir Amiral Paşa
♦ Birinci Ferik ♦ Amiral Paşa
♦ Ferik ♦ Vice Amiral Paşa (Koramiral)
♦ Mirliva ♦ Liva Amiral Paşa (Tuğamiral)
♦ Komodor ♦ Komodor
♦ Miralay ♦ Kalyon Kaptanı (Albay)
♦ Kaymakam ♦ Fırkateyn Kaptanı (Yarbay)
♦ Binbaşı ♦ Korvet Kaptanı
♦ Kolağası ♦ Birinci Sınıf Yüzbaşı
♦ Yüzbaşı ♦ Yüzbaşı
♦ Mülazım ♦ Mülazım-ı Evvel
  ♦ Mülazım-ı Sani
  ♦ Mühendis

 

Sultan II. Abdülhamid döneminin sonuna kadar padişah iradeleri ve Bahriye

Nezareti tarafından zaman zaman çıkarılan emirler ile düzenlenen kıyafet

konusu, ilk kez bu dönemde 23 Temmuz 1908  tarihinde II.Meşrutiyet'in

ilanından sonra İngiliz usulü giyim tarzı örnek alınarak düzenlenmiştir.

İlk deniz askeri kıyafet nizamnamesi 22 Haziran 1909 (09 Haziran 1325)

tarihinde “Bahriye-i Şahane Zabitanının Elbise-i Resmiyesi hakkında

Nizamname” (Padişah Deniz Kuvvetlerinin Subay Resmi Elbiselerine ilişkin

Tüzük) adı ile çıkarılmıştır. Bu tüzüğe göre, subayların kış ve yaz

mevsimlerinde giyecekleri günlük kıyafetler ile tören üniformaları tespit edilmiştir.

Bu dönemde, öncelikle Sultan Abdülhamid döneminde kullanılan beyaz

sırma şerit üniformadan çıkarılmış, Mülâzım-ı Sani (Teğmen) rütbesi kaldırılarak,

bunun tek şeridi Mülâzım-ı Evvel (Üsteğmenler) sayılmıştır. Kolağalık

(Yüzbaşı) rütbesi iki buçuk şerit olarak belirlenirken, Korvet Kaptanı

(Binbaşı) üç kalın sarı sırma şerit, Fırkateyn Kaptanı (Kaymakam-Yarbay)

üç kalın bir ince sırma şerit  ve Kalyon Kaptanı (Miralay -Albay) dört

kalın sırma şerit ile gösterilmiştir. Yine, sadece muharip sınıf olan güverte

subaylarının kol şeritlerinde kros bulunmuş, diğer sınıfların ise kol şeritleri düz olmuştur.

 

Sınıfları belirten renkler, şeritler arasına konulmuş, güverte sınıfının siyah çuha, 

makine sınıfının kırmızı, inşaiye sınıfının  koyu mavi çuha,  tabip sınıfının vişne

çürüğü kadife, eczacıların yeşil kadife, imamların yeşil çuha, askeri katiplerin

beyaz çuha olarak belirlenmiş ve bu renklerin daha sonraları pelerin yakalarının

ön kısımlarına konulması da uygun görülmüştür.

Bahriye Mektebi'nden mezun olan “Mühendis” adı verilen subayların ise ceket

ve setrelerinde kol şeridi bulunmayıp, ceket yakalarına rütbe işareti olarak sarı

sırma zemin üzerine beyaz çıpalı “Beç” adı verilen işaretler konulmuştur.

Beçlerin altında kenarlardan gözükmek üzere, sınıfları belirten daha büyük

ölçüde çuha parçaları bulunmuştur. 

Bahse konu nizamnamede yer alan subay kıyafetleri, beş kategoride

değerlendirilmiştir. Günümüzde Türk Bahriyesinde giyilmekte olan çift önlü,

sekiz düğmeli kışlık siyah ve tek önlü beş düğmeli yazlık beyaz ceket bu

nizamname ile kabul edilmiştir. Söz konusu kıyafetler aşağıdaki

şekilde numaralandırılmıştır:

 No:1 Bayramlık (Büyük Üniforma)
♦ No:2 Selâmlık Üniforma
♦ No:3 Setre Takımı
♦ No:4 Günlük Siyah Üniforma
♦ No:5 Günlük Beyaz Üniforma

 

Bayramlık (Büyük Üniforma)

Bayramlık veya büyük üniforma adı verilen binbaşı ve üstü subaylar

ile amirallere özel olan bu kıyafet, baruti renk çuhadan kapalı dik

yakalı, çift önlü, omuzları saçaklı sırma apoletli bir setre ile, yanları

sırma şeritli bir pantolondan meydana gelmiştir.

Setrenin omuzlarında yarım santimetre genişliğinde sırma şerit ile

çerçevelenmiş ve üzerinde içinde de sırma çıpa bulunan köprüler

bulunmuştur. Bu köprülere kalın sırma püsküllü apolet takılmıştır.

Setre üstünden bele takılan sarı sırma kılıç kayışının askı kollarına bir

kılıç bağlı bulunmuştur. Setre çift önlü olup, önünde iki sıra halinde

altışardan on iki tane dönemin bahriye düğmesi dikilmiştir. Başa siyah

püsküllü kırmızı fes giyilmiştir. Bu kıyafet ile beyaz eldiven kullanılmıştır.

Ayakkabı olarak siyah rugan potin giyilmiştir.

Bayramlık elbise: Hükümdarın doğum ve tahta çıkış yıldönümü, bayram

günleri, hükümdarın vereceği ziyafet ve kabul törenleri ile yabancı

hükümdarların düzenleyeceği ya da onların onuruna Osmanlı topraklarında

veya haricinde ve

rilecek  balo, ziyafet ve kabul törenleri gibi faaliyetlerde giyilmiştir.

 

Selâmlık Üniforma

Selâmlık Üniforma, binbaşının astı rütbede olan subaylar tarafından

Bayramlık setre yerine giyilen tören elbisesidir. Bu elbisenin, Bayramlık

elbiseden farkı yakasının açık olmasıdır. Baruti renk çuha kumaştan açık

yakalı, çift önlü bir setre ile, aynı kumaştan, düz (şeritsiz) bir

pantolon giyilmiştir. Setrenin omuzlarında saçaksız sırma apolet  bulunmuştur.

Setre üstünden bele takılan kılıç kayışının askı kollarında bir kılıç

taşınmıştır. Selâmlık elbisesinin içine poplin kumaştan yakası, önü

ve kol kapakları kolalı olarak  beyaz gömlek giyilmiş ve yakasına

siyah düz siyah ipekten boyunbağı takılmıştır. Siyah püsküllü kırmızı

fes ile beyaz eldiven kullanılmıştır. Ayakkabı olarak siyah rugan potin

giyilmiştir. Rütbe ve sınıf işaretleri, setre kollarında sarı sırma şeritler

halinde ve a

ralarına renkler dikilerek gösterilmiştir.

Bu elbise Cuma Selâmlığında, Osmanlı şehzadeleri ve yabancı

hükümdar ailelerinden birinin huzurunda, divan-ı harpte,

cenaze törenlerinde, yabancı savaş gemilerine resmi ziyaret yapıldığı

durumlarda, Büyükelçilerin, general ve amirallerin verecekleri

resmi ziyafet ile resmi kabul ve balolarda giyilmiştir.

Setre Takımı

Bu kıyafetin, selâmlık elbiseden tek farkı omuzlarında apolet kullanılmamasıdır.

Yalnız setre omuzlarında sırma apolet köprüleri bulunmuştur. Bu kıyafet ile

kılıç taşınmış, beyaz gömleğin kolalı yakasına düz siyah boyunbağı takılmış

ve beyaz eldiven kullanılmıştır. Ayakkabı olarak, siyah rugandan çekme

potin giyilmiştir. Başta siyah püsküllü kırmızı fes bulunmuştur.

Bu kıyafet, Cuma sabahı divan taburlarında, Başkomutan ya da

Bahriye Nazırı ve Donanma Komutanının yıllık teftişleri veya

ziyaretleri ile sınavlarda giyilmiştir.

Günlük Siyah Üniforma

Bahriye Subayları 1,2,3, numaralı üniformaların giyilmediği

zamanlarda günlük siyah üniforma giymişlerdir.

Günlük üniforma olarak, çift önlü, kalçayı örtecek uzunlukta ceket,

düz pantolon, siyah rugan potin, beyaz gömlek, gemici bağı ile

düğümlenmiş düz siyah boyunbağı kullanılmıştır. Ceketin önünde

iki sıra halinde dörderden sekiz tane dönemin bahriye düğmesi bulunmuştur.

Subaylar, bu kıyafeti Cuma hariç diğer günlerde evlerine gidip

gelirken kullanmışlar, yalnız Cuma günleri kılıçsız ve

kayışsız setre giymişlerdir.

Günlük Beyaz Üniforma

1909 Nizamnamesi ile ilk defa olarak yazlık beyaz elbise kabul edilmiştir.

Beyaz elbise aynen bugünkü gibi tek önlü, ortadan beş adet döneminin

bahriye düğmesi ile iliklenmiş, kapalı dik yakalı ve göğüs üstünde sağlı,

sollu olmak üzere, dıştan iki cepli yapılmıştır. Ceketin altına beyaz

pantolon giyilmiştir. Bahse konu nizamnameye göre gemide beyaz

potin giyilmek ile beraber, karada bu elbise ile siyah potin giyilmiştir.

Beyaz elbisenin omuzlarına rütbe işaretlerini gösteren bir çift ispalet

konulmuştur.

Beyaz elbisenin büyük ve küçük üniformaları (Bayramlık ve selâmlık

elbiseleri) yapılmamıştır. Bu nedenle yaz aylarında verilecek emre istinaden

siyah bayramlık, selâmlık elbiseler ile setrenin altına  siyah pantolon

yerine  beyaz pantolon giyilmiştir. 5 Numaralı elbise, kılıç takılıp, beyaz

eldiven giyildiğinde, 3 numaralı (Setreli) elbise yerine giyilmiştir.

Gedikli Zabit

Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından, 05 Nisan 1890 tarihinde

Deniz Gedikli Sınıfı kurulmuş ve 15 Haziran 1890 tarihinde Selimiye Gemisi'nde ilk 

Gedikli Sınıfı eğitim ve öğretime başlamıştır.

24 Şubat 1915 tarihinde geçici kanun ile küçük zabitlerin üstünde olarak

“Gedikli Zabit” sınıfı teşkil edilmiştir. Gedikli zabit rütbeleri sırası ile

“Üçüncü sınıf gedikli”, “İkinci sınıf gedikli” ve “Birinci sınıf gedikli” olarak

üç derece üzerinde belirlenmiştir.

Gedikli zabitler, subaylar gibi, kışlık elbise olarak baruti çuha kumaştan s

iyah, yazlık elbise olarak keten kumaştan beyaz elbise giymişlerdir.

Yalnız rütbe ve meslek işaretleri omuz ile dirsek arasına isabet eden sol pazı

kısmında bulunmuştur. Kışlık ceket kalçayı örtecek uzunlukta, çift önlü olup,

her sırada dörderden sekiz düğme bulunmuştur. Ceketin yan ve sol göğüs

cepleri kapaksız olarak dikilmiştir. Ceketin arka kısmının alt tarafına

yırtmaçlar yapılmıştır. Ceketin içine poplin kumaştan beyaz gömlek giyilmiş

ve siyah düz boyunbağı bağlanmıştır. Rütbe işaretleri sarı sırmadan yapılıp,

üzerlerine de meslek işaretleri bulunmuştur.

Gedikli zabitlerin beyaz elbiseleri kapalı yakalı ve tek önlü olmuştur. Ceketin yalnız göğüs

kısmında birer kapaksız cep bulunmuştur. Başa siyah püsküllü kırmızı fes giyilmiştir.

Gedikli Öğrenci, Onbaşı, Çavuş ve Başçavuş

II.Meşrutiyet döneminde 14 Temmuz 1913 tarihinde “Çırak Okulu”

adı ile gedikli okulları açılmış; Heybeliada önünde demirli bulunan

İclaliye zırhlı korveti “Güverte Çırak Okulu”, Tir-i Müjgan fabrika

gemisi ise “Çarkçı (Makine) Çırak Okulu” olarak görev yapmıştır.

Gedikli adayları beş yıl süreli eğitim ve stajlarını müteakiben,

her biri üç yıl olmak üzere, sırası ile “Gedikli Onbaşı”, “Gedikli

Çavuş”, “Gedikli Başçavuş” vazifelerini yerine getirdikten sonra

Gedikli Zabit olarak çalışmaya başlamışlardır. 

Gedikli Öğrenci, Onbaşı, Çavuş ve Başçavuş kıyafeti ise erlerde

olduğu gibi siyah ve beyaz elbise olarak baştan geçme gömlek

şeklinde yapılmıştır. Bunun yakasına mavi kumaştan yapılmış

birpalet takılmıştır. Paletin kenarlarında birbirine

paralel olarak dikilmiş

üç beyaz şerit bulunmuştur. Palet, gömleğe

boyuna isabet eden dört gizli düğme ile

bağlanmıştır.

Gömleğin içine beyaz renkte bir iç gömleği giyilmiştir. II.Meşrutiyet dönemi paletlerinden farklı

olarak Cumhuriyet döneminin paletlerine siyah renkte özel boyunbağı eklenmiştir. Öğrenci,

gedikli başçavuş, gedikli çavuş, gedikli onbaşı ve mükellef erlerin kaputları siyah renkli

olup, bel kısmının 20 santimetre kadar aşağısına uzanmıştır. Açık ve devrik yakalı olup,

iki yanında birer cebi bulunmuştur. Önünde ise iki sıra halinde dörderden sekiz tane düğmesi bulunmuştur.

Deniz Eri

Deniz erlerinin, siyah ve beyaz elbiseleri ile kaputları gedikli adaylarının

elbiselerine benzemiştir. Kışlık ve yazlık elbiseleri siyah ve beyaz kumaştan

baştan geçme gömlek şeklinde yapılmıştır. Bunun yakasına normal palet t

akılmıştır. Gömleğin paletin altına gelen kısmında aşağı doğru 15 cm.

uzanan elbise kumaşından yaka bulunmuştur. Paletin kenarlarına birbirine

paralel olarak dikilen üç beyaz şerit bulunmuştur. Gömleğin içine

beyaz renkte fanila giyilmiştir.

II.Meşrutiyet Dönemi 1909 Yılı Kıyafet Nizamnamesinden

Sonra Yapılan Kıyafet Değişiklikleri

Bahriye mensuplarının kıyafetleri zaman içerisinde yeni ihtiyaç ve metotlara

göre çeşitli ilave ve değişikliklere uğramıştır. 1909 Nizamnamesi, yürürlülükten

kaldırıldığı 15 Kasım 1925 tarihine kadar 16 yıl içinde 12 kez değişikliğe

uğramıştır. İlk olarak, I.Dünya Harbi esnasında Alman Deniz Kuvvetleri ile

gerçekleştirilen işbirliği çerçevesinde subay kıyafetlerinde bir takım

değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden ilki 03 Kasım 1331 (16 Kasım 1915

) tarihinde gerçekleşmiştir. Bu değişikliğe göre, deniz subaylarının kılıç

yerine, Alman deniz subaylarının kullandıklarına benzer meç takmaları

kararlaştırılmıştır. Türk subaylarının kullanacağı meç başlığına örnek olarak

Barbaros Hayrettin Paşanın kavuğu alınmıştır.

Bahriye Nezareti, Alman Amiral Souchon'un önerisiyle 1916 yılında deniz

subay rütbe adlarını aşağıda verildiği gibi değiştirmiştir.

 

Eski Rütbe Adları Yeni Rütbe Adları
  •  Müşir Amiral Paşa
  •  Amiral Paşa
  •  Amiral Paşa
  •  Birinci Ferik Amiral
  •  Vice Amiral Paşa (Koramiral)
  •  Ferik Amiral
  •  Liva Amiral Paşa (Tuğamiral)
  •  Liva Amiral
  •  Kalyon Kaptanı
  •  Kalyon Kaptanı (Albay)
  •  Fırkateyn Kaptanı
  •  Fırkateyn Kaptanı (Yarbay)
  •  Korvet Kaptanı
  •  Korvet Kaptanı (Binbaşı)
  •  Birinci Sınıf Yüzbaşı
  •  Kıdemli Yüzbaşı
  •  Yüzbaşı
  •  Yüzbaşı
  •  Mülazım-ı Evvel
  •  Mülazım
  •  Mülazım-ı Sani
  •  Mühendis

Amiral ve Subaylar, 17 Şubat 1916  (4 Şubat 1331) tarihinde çıkarılan

bir uygulama ile  Nevresim ve Beyaz elbisede rütbe işaretlerini

omuzlarda ispalet şeklinde taşımaya başlamışlardır. Bu uygulama

gereğince, Müşir Amiraller ispalet üzerinde beyaz sırmadan işlenmiş

bir ay yıldız, Birinci Ferik Amiraller üç yıldız, Ferik Amiraller iki yıldız,

Liva Amiraller tek yıldız taşımışlardır. Güverte amiral ve subaylarının

ispaletleri düz sarı sırma olup, diğer sınıf amiral ve subayların sarı

işlemeleri arasında, meslek rengine göre, makina subaylarının kırmızı,

inşaiye subaylarının koyu mavi, tabiplerin vişne çürüğü rengi iplik bulunmuştur.

 

30 Nisan 1332 (13 Mayıs 1916) tarihinde  yapılan diğer bir değişiklikle subay,

gedikli ve erat olmak üzere fes yerine, Orduda “Enveriye”, Bahriyede

“Cemaliye” adı verilen başlıkların giyilmesi kabul edilmiştir. Fes

kullanımı, ilk olarak Kara Kuvvetleri tarafından kaldırılmış ve Kara

Kuvvetleri için saptanan serpuşa, Harbiye Nazırının adından esinlenilerek

“Enveriye” adı verilmiştir. Bahriyede de bu uygulamayı Bahriye Nazırı

Cemal Paşa başlattığından bu başlığa  “Cemaliye” adı verilmiştir.

Cemaliye'de sınıf renkleri kokartın içinde bulunmuştur.

Deniz subayı cemaliyesi, yaklaşık on üç cm. yükseklikte ve aşağı yukarı

silindir şeklinde, siyah elbise ile giyilmek üzere baruti çuha kumaştan

yapılmış, yaz aylarında da üzerine beyaz kılıf geçirilmiştir. Cemaliyenin

ön kısmına beş santimetre genişliğinde siyah bir ipek şerit geçirilmiş,

bu şeridin alna rastlayan ön kısmına sarı sırmadan arma konulmuştur.

Arma saptanırken İngiliz armasındaki kraliçe tacı yerine, bir “Ay yıldız” konulmuştur. Türk arması ortasında bir çıpa bulunan defne yaprakları ve bunun üzerinde bir  ay yıldızdan oluşmuştur.

Bahriye Mektebi öğrencileri de subaylara benzer Cemaliye giymişler;

kokart üzerinde bir çıpa, onun üzerinde de  bir ay yıldız bulunmuştur.

Deniz erlerinin serpuşları da gedikli küçük zabitlerin serpuşlarının

benzeri olmuştur. Cemaliyenin alt kısmına iki cm. genişliğinde,

üzerinde serpuş sahibinin vazifeli bulunduğu gemi adının Osmanlıca yazıldığı,

siyah bir şerit bulunmuştur.

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ BAHRİYE KIYAFET VE UNVANLARI (1919-1923)

Milli Mücadele dönemi geçmişi parlak zaferlerle

dolu olan Türk denizciliğinin acı ve hüzün dolu

sayfalarından birisini teşkil etmektedir. Ancak Milli

Mücadele esnasındaki olumsuz koşullar, Türk

denizcisinin doğasında var olan vatan ve millet

sevgisini yok edememiş; bazı denizciler gizlice

Anadolu'ya geçerek kara savaşlarına fiili olarak

katılmış; bazıları ise Karadeniz'de ve Marmara'da

ülkenin harbe devam azim ve iradesini

güçlendirecek lojistik nakliyatı kanları ve

canları pahasına idame etmişlerdir.

 

Bahriye Dairesi Personeli 27 Ağustos 1923

Şüphesiz ki; ülkenin içinde bulunduğu şartlar ve mali olanaksızlar, Milli Mücadele

süresince yeni bir üniforma belirlenmesine olanak vermediğinden, bu dönemde Deniz

Kuvvetlerindeki askeri rütbe adları ve kıyafetlerde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Ancak,  “Cemaliye” adı kaldırılarak, başa giyilen üniforma aksesuarı sadece serpuş

olarak isimlendirilmiştir. Bu dönemde, gerek İstanbul'da Bahriye Nezareti kuruluşunda

kalan subaylar,  gerekse İstiklal Harbi'ne bizzat katılan subaylar Osmanlı

Devleti'nin Birinci Dünya Harbi'nde kullandığı resmi elbiseleri giymeyi sürdürmüşlerdir.

Bahriye Nezareti karargahında çalışan subaylar ile deniz askeri okullarında görevli

subaylar dışındaki  diğer deniz subayları ile  İstiklal Harbi'ne katılan

subaylar muntazam bir kıyafet taşıyamamışlardır.  Bu dönemde Bayramlık ve

Selâmlık elbiseleri hiç giyilmemiş; çok nadir durumlarda yalnız setre kullanılmıştır.

Milli Mücadeleye bizzat katılan deniz subayları bazen giyecek gömlek bulamamışlar,

gömleksiz ve boyunbağsız siyah üniforma giymişlerdir. Bunların arasında sivil

elbise üzerine siyah tüylü kalpak giyenleri de olmuştur. Kara Cephelerinde

görev yapan  ve Pontus çeteleri ile mücadele için Samsun'da görev alan subaylar

ise, genellikle bağlı bulundukları Kara Komutanlıklarının verdiği haki renk elbiseyi

giymişler; bazıları bu elbisenin üzerine normal denizci serpuşu, bazıları da siyah

kalpak kullanmıştır.

 

KAYNAKÇA

 

  •  ATABEY Figen; Geçmişten Günümüze Bahriye Kıyafetleri (1390-2005), Ankara
  • ,Dz.K.K.lığı Basımevi , 2005
  •  Brindesi Jean; Osmanlı İmparatorluğu’nda Resmi Kıyafetler, Ressam Brindesi Serisi 3
  •  Cezar Mustafa; Osmanlı Tarihinde Levendler, İstanbul, Çelik Matbaası,1965
  •  Çoker, Fahri; Bahriyemizin Yakın Tarihinden Kesitler, Ankara, Deniz Kuvvetleri
  • Komutanlığı Basımevi, 1974
  •  Koçu, Reşat Ekrem; Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü, Ankara,1967
  •  Mahmut Şevket Paşa; Osmanlı Askeri Teşkilatı ve Kıyafetleri (1363-1876), I.Cilt,
  • İstanbul, Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı Yayınları,1983
  •  Mahmut Şevket Paşa; Osmanlı Askeri Teşkilatı ve Kıyafetleri (1876-1908), II.Cilt, İstanbul, Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı Yayınları,1986
  •  Marsigli Graf; Osmanlı İmparatorluğunun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı
  • Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti, Ankara,1934
  •  Nauman Rudolf-Tuchelt Klaus; Turkische Gewander und Osmanichse
  • Gesellschaft Im Achtzehnten Jahrhundert, Graz, Austria, 1966
  •  Noyan Bahri; “Eski Denizcilerimizin Kıyafetleri”, Hayat Tarih Mecmuası,
  • Sayı:8, Yıl:13, Ağustos, 1977, İstanbul
  •  Özdeniz Haluk; Deniz Kuvvetleri, Teşkilat ve Kıyafet Tarihi, (Basılmamış
  • Çalışma), İstanbul, Deniz Müzesi Komutanlığı, 1978
  •  Pala İskender; Türk Düğmeciliği ve Bahriye Düğmeleri, İstanbul, 1995
  •  İstiklal Harbi’nde Bahriyemiz, Ankara, Dz.K.K.lığı Merkez Daire Başkanlığı Basımevi, 2003
  •  Rasim Ahmet; Denize Ait Tarihi Makalat, İstanbul, 1931
  •  Sertoğlu, Mithat; Resimli Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul, İstanbul Matbaası, 1958
  •  Sevin Nurettin; On Üç Asırlık Türk Kıyafet Tarihine Bir Bakış, İstanbul,
  • Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, 1973
  •  Tengüz Hüsnü; Osmanlı Bahriyesinin Mazisi, İstanbul, 1995
  •  Uzunçarşılı, İ.Hakkı;Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara,
  • Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1948