Fener Patriği V. Gregorius’tan Rus Çarı II. Alexander’a mektup

Fener Patriği V. Gregorius’un, Rus Çarı II. Alexander’a yazdığı bir mektup (ki, Rusya’nın İstanbul Sefiri General İgnatiyef’in hatıralarında da yer alıyor) Osmanlı hükümetinin eline geçmiş ve Patrik “ihanet”ten yargılanarak idam edilmişti (22 Nisan 1821).

Peki ne vardı o mektupta?..

Giriş bölümünü geçip özetlemeye çalışalım...

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidir.

“Bu hasletleri de dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir.

Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının salâbetinden gelmektedir.”

Buraya kadar gayet iyi; “Patrik Cenapları”, bizi öve öve göklere çıkarıyor. Sanırsınız ki, Türkleri çok seviyor...

Kazın ayağı pek öyle değil, bakın ki mektubun gerisi nasıl geliyor?..

“Bu nedenle; Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder.” 

Hele hele, bu iş nasıl olacak peki?

“Bunun da en kısa yolu, milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikirler ve davranışlara onları alıştırmaktır.”

Alıştık sanırım...

Yeni harflere, yeni aile yapısına, yeni musıkiye, yeni kılık kıyafete, yeni başlığa (şapka derler), yeni mimariye, yeni tarihe (devrim tarihi), yeni yıl kutlamalarına, kahvehane yerine “cafe”ye gitmeye, mahalle yerine “residence”da oturmaya, çay erine “cola” içmeye, kendimizi küçümseyip bize tuzak üstüne tuzak kuran Avrupa ve Amerika’yı büyütmeye iyice alıştık.

Neyse, devam edelim mektubu okumaya...

“Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. 

Bu sebeple Osmanlı Devleti’ni tasfiye için mücerret (soyut) olarak harp meydanındaki zaferler kâfi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir. 

Yapılacak olan Türklere hissettirilmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır.”

Hakkımızda elin Rus Çarı’na tüyo veren Patrik’i asmak yerine, keşke meziyetlerimizi artırabilseydik...

Hem adamı astık, hem de istediklerini bir bir yaptık. Oysa bakın Rum vatandaşlarımız geleneklerine nasıl sahip çıkıyor...

Patrik’in önünde asıldığı kapı hâlâ kapalı...

Aradan 195 yıl geçmiş olmasına rağmen, bir an bile açılmadı.

27 Mayıs 1996’da bir televizyon kanalına çıkan Patrik Bartolomeus’a sorulmuştu:

 “Önünde bir Türk büyüğü asılmadıkça asla açılmayacağı söylenen bu kapıyı, Türk halkına karşı bir jest olması ve bu tür iddiaların gerçeği yansıtmadığını gösterme adına sembolik de olsa birkaç dakikalığına şöyle bir aralayamaz mısınız?” 

Patriğin cevabı çok kısa ve çok kesin olmuştu:

“Bunu benden önceki patrikler yapamadıkları gibi, ben dahi yapamam. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz...” 

El âlem kinini de dinini de olduğu gibi yaşıyor.

Yavuz Bahadıroğlu