F-35’ler Verilmezse ABD Üsleri Kapatılmalıdır

Türkiye’nin dünyanın her yerinde eşkıyalık yapan ABD’ye karşı en büyük kozu askeri üs ve tesislerdir. Vakti zamanında yani 25 Temmuz 1975 tarihinde bir Bakanlar Kurulu kararnamesiyle Türkiye’deki sayıları 21’i bulan bütün ABD üs ve tesislerini” kapatmış bir ülke olduğumuzu unutmamalıyız.

O yıllarda durumumuz şimdiki gibi değildi. Her taraftan kuşatılmış “70 Sent’e muhtaç” hale gelmiştik. Fakat ABD’nin ambargo kararına karşı dik durmasını bilmiş 5 Binden fazla ABD asker ve sivil personelini ülkemizden kovmuştuk.

Aslında Türkiye çok geç kaldı. Bu kozumuzu Muavenet gemisini vurduklarında yapmamız gerekirdi. Lakin yöneticilerimiz korkak ve pısırık idiler. Ayrıca o yıllarda askerin borusu ötüyor halkın seçtiği sivil idareciler koltuklarında iğreti bir şekilde oturuyorlardı. Asker “höt” deyince korkudan halının altına saklanacak kadar kişiliksiz liderlerimiz vardı.

Kaza süsü verilmiş bu olayda TCG Muavenet Komutanı Kudret Güngör dahil 5 askerimiz şehit düşmüştü. Sonunda ABD’nin vermiş olduğu gözdağına karşılık kuzu kuzu teslim olmuş almak istemediğimiz buharlı savaş gemilerini bizimle dalga geçercesine vermişlerdi.

O yıllarda Deniz Kuvvetlerinde savaş gemilerinde görev yapıyordum. Yaşadığım bu acı olayı ve daha nice bilinmezi “Bahriye’de 15 Yıl” isimli kitabımda detayları ile birlikte yazmıştım. Dileyen okuyup istifade edebilir.

ABD’nin küstahlıkları ve bağımsız bir devlet olarak bize karşı yaptığı diplomatik nezaket kurallarına aykırı çirkin işler; bununla sınırlı kalmamıştır. Bunlardan birkaç tanesini yazarak hafızamızı tazeleyelim:

Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ilhak etme teşebbüsüne karşı 2 Haziran 1964 tarihinde Türkiye hükümeti, garantörlük hakkı gereğince Kıbrıs’a müdahale kararı almış ve gerekli hazırlıklara başlamıştı. Türkiye’nin bu konudaki kararlığını gören ABD yönetimi, Türkiye’nin askeri harekatını  önlemek için ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson imzalı, içeriği çirkin ve diplomatik teamüllere uymayan bir ihtar yazısını Türkiye Başbakanı İsmet İnönü'ye iletilmek üzere 5 Haziran 1964 tarihinde, Türkiye’deki ABD Büyükelçisi Raymond Hare'ye şifreli teleks ile göndermişti.

Bu çirkin üsluplu mesaj sayesinde Türkiye’nin aklı başına gelmiş ABD’den bağımsız bir diplomasi uygulaması gerektiğini anlamıştı. Bu sayede kendi silahlarını üretme konusunda çalışmalar başlamıştı. İşte bugün Türkiye kendi ihtiyacı olan silahları büyük ölçüde kendi tasarım ve imkanları ile üretebiliyor ise ABD’nin bu küstah ve kaba politikalarından dolayı olmuştur.

4 Temmuz 2003 tarihinde ise 11 askerimiz Kuzey Irak’ta ABD askerleri tarafından gözaltına alınıp üstelik başlarına çuval geçirilmek suretiyle ülkemizi aşağılamışlardı. Bugüne kadar her 8-10 yılda bir askeri darbe yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ örgütü ve ülke içindeki ABD sempatizanı generaller aracılığı ile kanlı bir darbe yapmışlardı.

Her türlü suçu işlemekten çekinmeyen ve darbe itirafçılarının beyanları ve yüzlerce bilgi ve belgeye rağmen Feto’yu Türkiye’ye iade etmeyen ABD’ye anladığı dilden cevap vermenin zamanı çoktan gelmiş hatta geçmektedir. Zamanında Türkiye’ye karşı uyguladıkları ambargo kararının bedelini çok ağır bir şekilde ödemişlerdi. Şimdide parasını verdiğimiz hatta bir kısım parçalarını ürettiğimiz F-35 uçaklarını vermeyeceğini açıkça ilan eden ABD’ye öyle bir cevap vermeliyiz ki; yaptığından da yapacağından da pişman olması gereklidir.

Şu anda Türkiye’de önemli sayıda ABD askeri üssü ve tesisi bulunmaktadır. Bu askeri üslerin bir kısmı NATO tesisi olup kapatılması gerekmez. Lakin buradaki ABD askerlerine karşı yaptırım uygulanması zorunludur. Zira ABD’nin kontrolsüz ve küstah girişimlerini başka türlü önlemek mümkün değildir. 

1950’li yıllarda Sovyetler Birliğinin acımasız komünist diktatörü Stalin,  resmen Boğazları, Kars ve Ardahan’ı ilhak etmek istemişti. O yıllarda NATO’ya girmeyi zaruri olarak görmüş Komünizm ve dinsizlikle savaş için Kore’ye asker göndermiştik. Lakin şimdi Rusya ile iyi ilişkiler kurmuş hatta en önemli ticari ortağımız olan Rusya’dan Batılı devletlerin vermediği hava savunma sistemi (S-400 Bataryalarını) almak üzereyiz.

Yakın bir zamanda Rusya ile S-500 füze sistemlerini ortak olarak üretme konusunda mutabakat içinde bulunuyoruz. Bu durum NATO’nun eski önemini yitirdiğini çok güzel bir şekilde açıklamaktadır. Fakat “Nato kafa nato Mermer” diye geçen Yunan atasözündeki gibi bazı taş kafalı insanlara bunu anlatmak zordur.

Kısaca Türkiye’nin 2019 tarihinde NATO’ya ihtiyacı kalmamıştır. Lakin NATO, Türkiye’ye muhtaçtır. Batılı ülkelerin İslam aleminde ve dünya üzerinde emperyalist emellerini gerçekleştirmek için Türkiye gibi stratejik bir ülkede konuşlanması şarttır. PKK Terör örgütünden tutun da DAEŞ gibi her türlü terör örgütü NATO ve ABD üslerinde semirtilip operasyonel hale getirilmektedir.

İslam ülkeleri ve Türkiye, NATO aracılığı ile böğrümüze sokulan bu hançeri bir an önce çıkarmak zorundadır. Bu askeri üs ve tesislerin bir yararı var ise 10 tane zararı vardır. İşte geldiğimiz son noktada gelişmiş silahları üretmek istediğimizde resmen tehdit edilip parasını ödediğimiz halde dahi vermiyorlar. 

F-35’ler Türkiye’ye verilmediği takdirde ABD üslerinin derhal kapatacağını ilan etmek zorundadır. Ayrıca F-35 anlaşmasının ayaklar altına alınması nedeniyle doğan zararlarımızın temini için acil olarak girişimlerde bulunmamız gerekiyor. Eğer ABD’nin keyfi tutumu nedeni ile doğan zararlar tazmin edilemez ise bizim için pek de anlamı olmayan NATO’da kalıp kalmama durumu da tartışmaya açılmalıdır. Yani bıçak kemiğe dayanmış olup gerekli tedbirler acilen devreye sokulmalıdır.

Şu anda İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Adana, Malatya ve Ankara’da 10’dan fazla ABD üssüne ev sahipliği yapıyoruz. F-35’ler verilmediği takdirde bu üsler derhal kapatılmalıdır. Birden fazla yabancı askeri tesisin olduğu NATO üslerini ise ABD’ye baskı için kullanmak gerekiyor.

Gizli olan ve kamuoyuna açıklanmayan bu üslerin nerede olduklarını tamamen bilmiyoruz. Bir kısmı 1975’ten sonra kapatılıp askerler çıkarıldıktan sonra Kenan Evren cuntası tarafından tekrar işlevsel hale gelmiştir. Basında yer alan bazı bilgilerden ABD ve NATO üslerinin bir kısmının şunlar olduğu düşünülmektedir:

İncirlik Hava Üssü (Adana): NATO’nun önemli bölgesel bir üssüdür. ABD Hava Kuvvetleri 39. Ana jet üssü burada görev yapmaktadır.

İzmir Hava Üssü: Çiğli’de bulunan Avrupa’daki ABD Hava Kuvvetleri’ne (USAFE) bağlı bu üste; 42 uçak ve 300 askeri personelin bulunduğu bilinmektedir.  Çok eski ve artık işe yaramaz hale gelen HAWK ve Roland füze sistemleri konuşlandırılmıştır. 11 Ağustos 2004’de NATO’nun LANDSOUTHEAST karargâhı Napoli’den İzmir’e taşınmış, 1 Ocak 2006’da da ABD 16. Hava Filosu, Almanya’nın Ramstein hava üssünden alınarak buraya yerleştirilmiştir.

Şile Üssü (İstanbul): NATO ve ABD üssüdür. Yerden havaya atılan Stinger füzelerinin fırlatılması için uluslararası standartlarda bir atış alanıdır.

Konya Jet Üssü: NATO üssüdür. Erken uyarı sistemi ve uçakları olan AWACS’lar burada üslenmiştir.

Balıkesir Hava Üssü: NATO üssüdür.  Vault füze rampası bulunmaktadır.

Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit ve Mardin’de kapatılan NATO’ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri, Ankara, Karamürsel, Sinop, Hakkari, Hatay, Erzurum Kargapazarı; NATO Dinleme Üsleri ve Ankara Cevizlibağ, Elmadağ, İstanbul, İzmir; NATO dinleme ve harekat merkez üsleri kapatılmış olmakla birlikte bazılarının yeniden faal hale geldiği bilinmektedir.

ABD, stratejik ortağımız(!) olduğu halde Türkiye’ye karşı Suriye’de Fırat’ın doğusunda PKK’ya destek veren bazı kaynaklara göre sayısı 75 bin asker ve uzman ile destek vermektedir. Türkiye’nin güvenliğini apaçık bir şekilde tehdit eden ABD’ye karşı ülkemiz sınırları içindeki bu üsleri acil olarak kapatmak bir zorunluluk haline gelmiştir. Bundan başka ciddi bir manada kozumuz bulunmamaktadır.

Yıllarca önce Milliyetçi Cephe İktidarı (Adalet Partisi- Milli Selamet Partisi- Milliyetçi Hareket Partisi Koalisyonu); iktidara gelişiyle birlikte ekonomik krizler ve dış politikada büyük bir baskı ile karşılaştığı halde ABD üslerini kapatmaktan çekinmemişti. Şimdi Sovyetler Birliği gibi düşmanlar ortadan kalkmış ve dost görünümlü düşmanlar karşımıza çıkmıştır. Bunlara karşı kendi ürettiğimiz modern silahlar sayesinde daha da güçlü bir ülke haline gelmiş durumdayız.

Yıllar önce ABD ambargosunun kaldırılması için verdiğimiz yoğun uğraşlar bir sonuca ulaşmayınca doğru bir karar veren hükümetimiz şimdi de benzer çabalarına karşılık bu sefer parası verilen F-35 uçaklarını alamıyor. Suriye’de PKK’ya ve Pensilvanya’da FETÖ örgütüne açıkça destek verildiği bir zamanda ABD üslerini kapatma kararı hiç de zor bir karar olmayacaktır, vesselam…

 

Dr. Vehbi KARA